Prof. Dr. Harun Öztürkler – Kovid-19: Türkiye İçin Bir Ekonomik Önlem Önerisi

Prof. Dr. Harun Öztürkler – Kovid-19: Türkiye İçin Bir Ekonomik Önlem Önerisi

Kovid-19, 1929’da başlayarak on yıl süren ve Büyük Buhran olarak adlandırılan geçen yüzyılın en büyük ekonomik krizini aşan ve belki de bu yüzyılın tamamı için ekonomik, politik ve uluslararası ilişkileri yeniden tanımlayacak küresel bir krizi ifade etmektedir.  Büyük Buhran, uluslararası ekonomik ve ticari ilişkiler kanallarıyla dönemin gelişmekte olan ülkelerini etkilemiş olsa bile, bir sanayileşmiş ülkeler krizidir. Kovid-19 ise insan medeniyetinin toplumsal örgütlenme biçimlerini her yönüyle etkileme potansiyeli taşıyan küresel bir krizdir. Bu yüzyılın geri kalanında her bilimsel araştırma alanında kovid-19 ile ilgili çalışmalar literatürü büyük ölçüde baskılayacaktır. Bu çalışmanın amacı, kovid-19’u ekonomik konjonktür kuramı çerçevesinde ele almak ve Türkiye ekonomisi üzerindeki olası etkilerini azaltmak ve ortadan kaldırmak amacıyla alınan önlemlerin neye ve neden odaklanması gerektiğini kısaca değerlendirmektir.

Kovid-19 küresel ve ulusal ekonomiye yönelik ortaya çıkan bir şoktur. Ekonomik konjonktür kuramları bağlamında şokları reel şoklar, ekonomi politik şoklar ve finansal şoklar olarak gruplandırmak olanaklıdır. Bu şokları pozitif, ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyen şoklar ve negatif şoklar, ekonomik daralma ile sonuçlan şoklar olarak ikiye ayırabiliriz. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu ulusal ekonomiler bağlamında reel gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH)’ın büyüme oranın iki ya da daha çok çeyrek yıl negatif olduğu dönemi resesyon dönemi olarak tanımlamaktadır. Bu tanım üzerinde iktisatçılar arasında bir görüş birliği vardır. Küresel ekonomi söz konusu olduğunda ise büyüme oranının yüzde 2,5’in altında kalması resesyon olarak kabul edilmektedir.

Resesyon ile sonuçlanan reel şokların kaynakları savaşlar, doğal felaketler, kovid-19 gibi pandemik sağlık sorunları ve benzeri etkiye sahip olaylardır. Ekonomi politikası uygulayıcıların makroekonomik dengeyi bozacak biçimde politikalar uygulamaları reel şokların ekonomi politik kaynağını oluşturlar. Örneğin, hükümetlerin ya da merkez bankalarının enflasyonist bir süreçten kaçınmak güdüsüyle uzun süreler için daraltıcı maliye ve para politikaları uygulamaları ekonomileri resesyona sürükleyebilmektedir. Özellikle, ekonomilerdeki daralma eğilimlerini öngöremeyerek bu türden daraltıcı politikalarda ısrar edilmesi resesyonların derinliğini ve süresini uzatmaktadır. Büyük Buhran ekonomi politik temelli resesyon için en iyi örneği teşkil etmektedir. Finansal piyasalardaki dengesizlikler, özellikle hanehalkları ve finansal olmayan şirketlerin bilançolarının bozulması ekonomilerin tüketim ve yatırım aracılığıyla talep taraflarının ve firmaların üretim kapasiteleri kanalıyla arz taraflarını olumsuz etkileyerek reel şoklara yol açabilirler.

Reel resesyonlar, derinlikleri, ne kadar sürdükleri ve ekonomilerin bu resesyonlardan çıkış biçimlerine göre V, W, P, U ve L ile sembolize edilmektedirler. V resesyonu durumunda, şok sonrasında reel GSYH çok kısa sürede daralarak dip yapmakta ama aynı süre ve hızda artarak önceki seviyesine ulaşmaktadır. W ile sembolize edilen resesyonda, ekonomi daralma hızında toparlanma eğilimi gösterirken, reel şokun kaynağı yeniden tezahür etmekte ve ikinci bir daralma sürecini başlatmaktadır. Şokun kaynağı ortadan kalktığında reel GSYH tekrar aynı hızda eskiye seviyesine yükselmektedir.  P ile sembolize edilen resesyonda, reel şok ekonomiyi çok hızlı bir biçimde daraltmakta, ancak toparlanma süresi daralma süresinden çok daha uzun sürmektedir. U ile betimlenen resesyon durumunda şokun kalıcılığı reel GSYH’nın da dip düzeyinde uzun süre kalmasına neden olmakta, ancak şok ortadan kalktıktan sonra hızlı bir toparlanma süreci başlamaktadır. Bu resesyon türünde de U’nun sağ kolunun daha yatık olması, reel GSYH’nın dipten çıkma süresinin daralma süresine göre daha uzun ve yavaş olması da söz konusu olabilir. L ile betimlenen resesyon türü ise, şokun ekonomiyi hızla daralma sürecine soktuğu, ancak ya şokun kalıcılığı ya da ekonomide yol açtığı yapısal tahribat sonrasında toparlanmanın çok uzun sürmesini ve ekonominin büyüme patikasının aşağı kaymasını ifade etmektedir. Kovid-19’un küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisinde yaratacağı resesyonun bu resesyon türlerinin hangisine daha yakın olacağı pandeminin ne kadar süreceğine (aşı ve tedavinin ne kadar zaman içerisinde geliştirilerek geniş kitlelerin ulaştırılabileceğine), hükümetlerin aldıkları önemlerin pandemiyi kontrol altına almadaki etkinliğine ve alınan önlemlerin hem ekonomide ortaya çıkan tahribatı önleme ve süreç sonrasında toparlanmayı sağlamadaki başarısına bağlı olacaktır.

Türkiye’de hem hükümet hem de merkez bankası maliye ve para politikaları araçları ile pandemiye karşı önlemler almaya başladılar. Hükümet açıkladığı 100 milyar TL değerindeki önlem paketiyle bir yandan vergi indirimleri, borç ve faiz ertelemeleri,  kredi desteği, ihracat destekleri ve ihtiyaç sahiplerine yapılan ayni ve nakdi destekler yoluyla merkez bankası ise politika faiz oranını düşürerek ve finansal siteme ilave fon sağlayarak krizin yaratacağı tahribatı sınırlandırmaya çalışmaktadır. Bu yazı, hükümetin ve merkez bankasının alacağı önemlerin ilk hedefinin işi ve işçiyi korumak olması gerektiğini ve bu nedenle de desteklerin merkezinde küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) olması gerektiğini ileri sürmektedir.

Bilindiği gibi, KOBİ’ler mikro (1-9 işçi çalıştıran), küçük (10-49 işçi çalıştıran) ve orta (20-249 işçi çalıştıran) büyüklükteki işletmeleri kapsamaktadır. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) verilerine göre, Türkiye’de toplam işletmelerin %99’undan daha çoğu KOBİ’lerden oluşmaktadır. Mikro işletmeler toplamın yaklaşık olarak %94’ünü, küçük işletmeler %5’ini ve orta büyüklükteki işletmeler ise %1’den daha azını oluşturmaktadır. KOBİ’ler Türkiye’de toplam katma değerin yaklaşık olarak %56’sını yaratmakta, bürüt yatırımların yaklaşık olarak %53’ünü gerçekleştirmekte, çalışanların yaklaşık olarak %76’sını (ücretli çalışanların yaklaşık olarak %70’ini) istihdam etmekte ve ihracatın yaklaşık olarak %60’ını yapmaktadırlar. KOBİ’ler ayrıca toplam araştırma geliştirme harcamalarının yaklaşık olarak %17’sini gerçekleştirmektedir. Buna karşın KOBİ’ler bankacılık sektörünün toplam kredilerinin yalnızca yaklaşık olarak dörtte birini almaktadırlar. Sektörel olarak bakıldığında ise, KOBİ’lerin %60’ından daha çoğunun kovid-19’un yol açığı ekonomik şoktan en çok etkilenen toptan ve perakende ticaret, ulaştırma ve depolama ve konaklama ve yiyecek alt sektörlerinde faaliyet gösterdiği görülmektedir. Türkiye ekonomisinin bu firma demografisi, kovid-19’un ekonomide yaratabileceği tahribatı sınırlamak, işi ve istihdamı koruyabilmek için, maliye, para ve gelirler politikalarının KOBİ merkezli bir biçimde tasarlanması ve uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Share

ECONFO